Editörün Seçtikleri

Anasayfa » Genel Cerrahi » Pilonidal Sinüs Kıl Dönmesi, Nedir? Neden olusur? Cerrahi tedavisi

Pilonidal Sinüs Kıl Dönmesi, Nedir? Neden olusur? Cerrahi tedavisi

Pilonidal sinüs kuyruk sokumunda deri altında oluşan içi kıl dolu iltihaplı yollardır. Sinüs, yolu vücutta bulunan anormal bir kanaldır, genelde derinde bulunan enfeksiyon yerinden deri yüzeyine kadar uzanır. Pilonidal kıl yuvası demektir.

Bu Konu Hakkında ve Ameliyat Teknikleri ile ilgili daha fazla bilgi edinmek ve uzman Doktorlara Soru Sormak için TIKLAYIN

Pilonidal sinüs hastalığı (PS) en sık sakrokoksigeal bölgede görülür. Geçmişte
konjenital olduğu düşünülmüşse de artık edinsel bir deri hastalığı olduğu kabul
edilmektedir. Erkeklerde, 40 yaşın altında ve özellikle şöför, asker ve öğrenci gibi meslek gruplarında daha sık görülmesi hastalığın hormonal predispozisyon yanı sıra kıl yoğunluğu ve lokal mikrotravma gibi faktörlerin de katkısıyla geliştiği hipotezini desteklemektedir. Vücudun diğer kıvrım yerlerinde, örneğin aksillada, inguinal bölgede, umbilikusta, boyunda ve hatta parmak aralarında da görülüyor olması lokal mikrotravma faktörünü ön plana çıkarmaktadır1. Nitekim hastalık kadınlarda da görülürken aşırı kıllı erkeklerde rastlanmayabilmektedir. Sakrokoksigeal bölgede çok sık görülmesi de bu teoriyi desteklemektedir.

Meslek gereği uzun süreli oturur durumda kalan kişilerde intergluteal sulkus (ya da diğer bir ifadeyle natal yarık –natal cleft-) süreklihavasız ve nemli kalmakta, bu bölgede negatif basınç oluşmakta ve en önemlisi kişi oturma
biçiminde küçük değişiklikler yaptığında yahut şöförlerde olduğu üzere küçük
sarsıntılarla kronik mikrotravmaya maruz kalmaktadır. Bu ortam ilk aşamada sulkustaki epidermis hücrelerinin dökülmesine bilahare bu bölgenin maserasyonuna ve sonuçta nemli artıkların kıl follikülerinin ağızlarını
tıkamasına yol açmaktadır. Ağzı kapanan kıl follikülerinin içinde mikro abse gelişmesi eğer kişisel hijyen şartları kötüyse (yani kişi sık yıkanmıyorsa) kaçınılmaz bir sonuçtur. Akut mikro abseler çoğu kez hasta tarafından
fark edilmeden tekrarlar durur ve zaman içerisinde kronikleşir. Bu akut ya da kronik abselere dökülen kılların girmesi mikro odağın giderek milimetrik ve zamanla makro boyutlara gelmesine yol açar. Abse artık deri sınırlarını aşar ve aerop bakterilerin de üremesi için elverişli bir ortama sahip olan deri altı yağ dokusu içerisinde ilerlemeye başlar. Kronik PS’te çok sık görülen multiple
ağızların ve deri altı yağ dokusundaki içi kılla dolu keselerin gelişimi, yıllar içerisinde mevcut ortam koşullarının düzeltilmemesinin bir sonucudur. Kıllar hem kronik irritasyon hem de yabancı cisim reaksiyonu ile yara iyileşmesini engelleyerek hastalığın gelişiminde önemli bir rol oynarlar. Ancak her PS’te kıl bulunmayabilir ki bu oran %25-50 arasında bildirilmektedir.

Hastalık kimi zaman tek bir sinüs olarak semptom vermeksizin, fark edilmeden yıllarca kalırken kimi zaman akut abse ile kendini belli eder. Ağrı ve şişlik hissi vardır. Hastaların çoğu bunu basit bir “sivilce” sanır. Bu abselerin büyük kısmı spontan düzelirken bir kısmı hastayı hekime yönlendirecek kadar belirgin olabilir. Çoğu pilonidal abse ilk drenajda içerdeki birikmiş kıllar temizlenmez ise nüksetme meylindedir. Bir kısım PS’ler ise akut abse oluşumunun daha silik atlatarak
kronik akıntı ile kendini belli eder. Bu hastalarda kaçınılmaz olarak daha kompleks sinüs ve fistül traktları ile karşılaşılır.

Patoloji

Sinüsler çoğu kez orta hatta yerleşen, içleri çok atlı yassı epitelyum ile döşeli küçük açıklıklardır. Kist kaviteleri ise kronik granülasyon dokusu ile döşelidir ve kıl,epitelyal debri ve taze granülasyon dokusu içerir. Sinüs traktları da yine granülasyon dokusundan oluşur ve çevresinde nötrofil, lenfosit ve plazma hücreleri infiltrasyonu vardır. Bazen makrofajlar da görülür. Yabancı cisim dev hücreleri patolojik incelemelerde sıklıkla karşımıza çıkar. Sinüs duvarlarında
deri ekleri (kıl follikülleri, ter ve yağ bezleri ve musculi arrectores pilorum) bulunmaz.
Malign transformasyon çok nadirdir, yassı hücreli karsinom ve verrüköz karsinom
geliştiği bildirilmiştir.

Naviküler bölge konseptine göre sınıflandırma:

Tip I: Asemptomatik sinüs ağızları (pit) vardır. Bu hastalarda daha önce ne akıntı ne de abse öyküsü bulunur. Pitler hemen daima naviküler bölgede, özellikle de orta hatta yer alırlar. Tedavi gerektirmezler. Biz bu hastalara iyi kişisel hijyen (sık banyo, temiz ve pamuklu iç çamaşırı, geniş ve rahat pantolon ile uzun süreli oturmaktan kaçınma) ve lokal kıl temizliği öneriyoruz.

Tip II: Akut pilonidal abse gelişmiş olgulardır. Bu abseler mutlaka orta hattın
dışında, lateral bir insizyon ile drene edilmeli ve mümkün olursa içerisindeki kıllar
temizlenmelidir. Tedaviye sık pansuman ve oral 1 ya da 2. kuşak sefalosporinler veya sulbaktam-ampisilin ile devam edilir. Abse düzeldikten sonra definitif cerrahi tedavi gerekir.

Tip III: Daha önceden abse denajı ya da akıntı öyküsü olan naviküler bölge sınırları içerisinde bulunan pitlerle kendini belli eden PS olgularıdır. Eğer inflamasyon yoksa Bascom (cleft lift) prosedürü uygulanır. Bazen bu hastalarda bir sinüs ağzında kronik inflamasyon ve akıntı olabilir. Bu hastalarda önce kronik inflame sinüsün çıkarılması ve aynı seansta kılların mümkün olduğunca temizlenmesi daha sonra semptomların yatışmasını takiben Bascom girişimi
yapılması tarafımızdan tarif edilerek kliniğimizde başarıyla uygulanmakta olan bir
yöntemdir (iki aşamalı girişim).

Tip IV: Bir ya da daha çok sinüs ağzının naviküler bölge sınırları dışında olduğu
olgulardır. Bu hastaların öyküsünde birçok kez abse oluşumu, drenaj ve akıntı atağı vardır. Yine bu hastalarda bazı sinüs ağızlarında aktif inflamasyon olabilir. Tedavi bu durumda iki aşamalı girişimdir. Eğer inflamasyon yoksa tek seansta Bascom prosedürü ve lateral ağızların ayrı eliptik insizyonlarla çıkarılması ve primer kapatılması önerilir. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta posterior ağızların perianal fistül ile karışabileceğidir. Ayırıcı tanıda zorlanılan olgularda detaylı MR inceleme oldukça yararlıdır.

Tip V: Pilonidal sinüs cerrahisi sonrası rekürrens gelişmiş olgulardır. Önceki
girişimin başarısızlığının en büyük nedeni hastanın naviküler bölge genişliğinin doğru tayin edilememesine bağlı olarak zamanla intergluteal sulkusun tekrar oluşmasıdır. Bu bakımdan ilk girişimde naviküler bölge sınırlarının doğru saptanıp lateralizasyonun ve sulkus düzleştirilmesinin hastanın anatomisine uygun şekilde yapılması gerekir. Biz önceki girişim ne olursa olsun bu olgularda Bascom prosedürünü veya eğer presakral yağ doku kaybı söz konusuysa Karydakis flebini uyguluyoruz. Ancak nüks bazen başarılı bir sulkus düzleştirmesi sağlanmışken de genelde orta hatta, katlantı yerlerine uyan noktalarda tek bir pit olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda sadece pit eksizyonu yeterli olabileceğinden öncelikle denenmesi önerilmektedir.

Tedavi, hastalığın durumuna bağlıdır.

Akut apse varlığında, bir insizyon (kesi) yapılıp, pürülan materyalin, (irin – cerahatın) boşaltılması sağlanmalıdır. Bu durumda iltihap ve ağrının gerilemesi ile tedavi edilir. Bu işlem apsenin büyüklüğüne ve hastanın tercihine göre ameliyathanede genel anestezi ile veya poliklinikte lokal anestezi ile de yapılabilir. Küçük bir kesi ile cerahatin (püy) boşaltılması sağlanır. İşlemden sonra bu bölge her gün banyo yapılarak veya duş ile temizlenir. Amaç buradaki cerahat, kıl ve doku artıklarının temizlenmesidir.

Kronik Kıl Dönmesi Hastalığı ve Konservatif Tedavi:
Tekrarlayan infeksiyon atakları, akıntıya neden olan olgularda genelde ameliyat önerilmektedir. Bazı kliniklerde ameliyat dışı konservatif (tutucu) yöntemler uygulanmaktadır.

Sklerozan Madde Enjeksiyonu:
Bu yöntemde sinüs ağzı genişletilerek içerisindeki tüm kıllar temizlenir. Daha sonra sağlıklı cilt korunarak 2-3 cc %80 lik fenol sinüs içine verilir. İşlem gerektiğinde aralıklı olarak tekrarlanabilir. Bu işlem poliklinik koşullarında rahatlıkla yapılabilir.

Fenolden başka kavitenin koterize edilmesi, kriyoterapi, gümüş nitrat ve %80-90’lık alkol de bu amaçla kullanılabilir.

Her iki yöntemin tedavideki başarısı sınırlıdır. Pek tercih edilen yöntemler değildir.


Cerrahi Tedavi:
Tekrarlayan enfeksiyon atakları veya devamlı akıntı olan vakalarda ameliyat düşünülmelidir. Aşağıda daha ayrıntılı olarak anlatılan ameliyatlarda özet olarak kıl kisti kavitesinin (kist, sinüs) bir bütün olarak çıkarılması veya üzerinin tamamen açılması gerekmektedir. (resim 2) Bu bölge açık bırakılabileceği gibi, başka yerden kaydırılan deri (fleple) ile kapatılma yapılabilir. Her hastanın durumuna uygun yöntemi doktor hastasıyla tartışır ve doğru ameliyatın seçilmesine yardımcı olur.

1- Kıl Kistlerinin (Pilonidal Sinüsün) Açılması (Kistotomi): Sadece kıl kistlerinin oluşturduğu boşluğun tavanı açılarak içerisi temizlenir. Kıl kistlerinin arka duvarı (sinüs iç duvarı) çıkarılmaz. Sık sık pansuman yapılarak kıl kistlerinin oluşturduğu boşluk diğer adı ile sinüs boşluğunun kendiliğinden dolması beklenir. Lokal anestezi ile yapılabilir. İyileşme süresi ortalama 3-5 haftadır. Eşlik eden infeksiyon varsa antibiyotik verilir. Nüks oranı; %7-16 arasında değişir.

2- Kıl Kistlerinin Açılması ve Kist Kenarının Cilde Dikilmesi (Marsupializasyon): Sadece kıl kistlerinin oluşturduğu boşluğun tavanı açılarak içerisi temizlenir. Kıl kistlerinin arka duvarı (sinüs iç duvarı) çıkarılmaz. Bu şekilde kıl kistlerinin (pilondal sinüs kistinin) tabanı kalacak şekilde çıkarılmış olur. Yara kenarları geride kalan kistin tabanına dikilir . Böylece geride kalan boşluk küçültülmüş olur. Bu yöntemde hastaların günlük pansumanların yapılması ve bu sırada ölü dokular ve yaraya dökülen kılların titizlikle temizlenmesi gerekir. İyileşme süresi yaklaşık 4-6 haftadır. Nüks oranı %1-6 arasında değişir.

3- Kıl Kistlerinin Cerrahi Olarak Çıkarılması ve Yaranın Açık Bırakılması: Tüm kıl kistlerinin ağızlarını (sinüs ağızlarını) içine alacak şekilde yapılan bir eliptik kesi ile kıl kistleri sakral kemik üzerindeki fasiaya kadar tamamen çıkarılır. Yara açık bırakılır. Sık sık pansuman yapılarak ameliyatla oluşturulan boşluğun vücud tarafından doldurulması beklenir. Genel veya bölgesel anestezi ile yapılabilir. İyileşme süresi ortalama 4-7 haftadır. Nüks oranı %1-7 arasında değişir.

4- Kıl Kistlerinin Cerrahi Olarak Çıkarılması ve Yaranın Primer Kapatılması: Kıl kistleri (sinüsler) tamamen çıkarıldıktan sonra yara yerine 1 adet kapalı emici dren konularak yara dudakları karşı karşıya gelecek şekilde dikişlerle kapatılır. Bu yöntemde pansumana gerek olmaz. İyileşme süresi genellikle 2 haftadır. Nüks oranı % 6-22 arasında değişir.

5- Kıl Kistlerinin Cerrahi Olarak Çıkarılması ve Yaranın Flep ile Kapatılması: Kıl kistleri (sinüsler) tamamen çıkarıldıktan sonra yara yerine 1 adet kapalı emici dren konularak geride kalan boşluğu çevrede dokulardan oluşturulan greftler ile kapatmak oldukça etkili bir yöntemdir. Bunlara flep çevirme ameliyatları denir. Flep yönteminin pek çok avantajı vardır. Kıl kistleri ve bu kistlerin ağızları (sinüs, sinüs ağzı), enflamasyona uğramış olan cilt geniş olarak çıkarılabilmekte ve geride kalan boşluk sağlam dokularla gerilimsiz olarak kapatılabilmektedir. Ayrıca dikiş hattının vücud orta hattında olması önlenebilmektedir (vücud orta hattındaki yaralar geç iyileşmektedir). Buna ek olarak hastalığın oluşmasını kolaylaştıran kalçalar arasındaki dar ve derin yarık kaydırılan flep ile ortadan kaldırılmış olur.

Değişik flep yöntemleri vardır. Hangi tipte flep uygulanacağına kıl kistlerinn yerleşimi (sinüsün şekli), komplike olup olmaması ve geride kalacak olan boşluğun şekline göre karar verilir. Fleplerin nüks oranları %0-5 arasında değişmektedir.

KIL DÖNMESİ HASTALIĞI NEDEN NÜKSETMEKTEDİR
İyileşme dokusunun (skar dokusunun) orta hatta olması, enfeksiyon, kılların yeterince temizlenmemesi, kılların yeniden yara yerine girmesi veya batması yarada iyileşme sürecinde ölü boşlukları kalmasıdır.

Sonuç olarak, kıl dönmesi hastalığının tedavisinde ameliyatı yapan doktorun titiz çalışmasının yanında hastanın da hijyenik şartlara uyması gerekir. Hangi ameliyat yapılırsa yapılsın bu bölge düzenli olarak kıllardan temizlenmeli, her gün banyo yapılarak vücut kıllardan arındırılmalıdır.

CERRAHİ SONRASI TEDAVİ NASILDIR?
Yara kapatıldı ise (primer veya flep ameliyatları) deri tamamıyla iyileşinceye kadar kuru ve temiz tutulmalıdır.

Yara açık bırakıldı ise yarada oluşan sekresyonları salgıları ve akıntıları uzaklaştırmak ve yaranın alttan yukarı doğru iyileşmesini sağlamak için pansuman yapılması gereklidir. Bu dönemde ve iyileşme sonrasında kalça derisi temiz ve kılsız tutulmalıdır. Bu durum 30-35 yaşında kadar 2 ya da 3 haftada bir traş yapılarak ya da kıl dökücü kremler kullanarak sağlanmalıdır. 30-35 yaş sonrası kıllar zayıf ve ince hale gelmekte ve kalçalar arası derinlik azalmaktadır.

KIL DÖNMESİ TEKRARLAR MI ?
Ameliyat sonrası tercih edilen ameliyata ve hastaya ait faktörlere bağlı olarak değişen oranlarda hastalığın tekrarlaması söz konusu olabilir. Bunu önlemek için kılların temizlenmesine dikkat edilmelidir. Kılları temizlemek için kıl dökücü kremler veya traş önemlidir.

Bu Konu Hakkında ve Ameliyat Teknikleri ile ilgili daha fazla bilgi edinmek ve uzman Doktorlara Soru Sormak için TIKLAYIN

Konu hakkında soru sormak için aşağıdaki bölümü kullanabilirsiniz ya da detaylı bilgi almak ve soru sormak için TIKLAYIN

Yazar Hakkında: Op.Dr. Mehmet Caglan Eroglu
Op. Dr. Mehmet Çağlan Eroğlu
İlginizi Çekebilir
Yorumlar
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Footer Menü 1
Menü özelliğini panelden aktif etmeniz gerekmektedir. (Footer Menü 1)
Footer Menü 2
Menü özelliğini panelden aktif etmeniz gerekmektedir. (Footer Menü 2)
Footer Menü 3
Menü özelliğini panelden aktif etmeniz gerekmektedir. (Footer Menü 3)
Footer Menü 4
Menü özelliğini panelden aktif etmeniz gerekmektedir. (Footer Menü 4)
Tema Tasarım | Osgaka.com