Gastrit ve Reflü Nedenleri, belirtileri, tanısı, tedavisi, korunma yolları, Gatrite Sebep Olan Yiyecekler

31 Mart 2013 Pazar, 02:42

GASTRİT NEDİR?

Gastrit midenin iç yüzünde bulunan mukoza tabakasının iltihaplanmasıdır. Erişkinlerde ileri yaşlarda olmak üzere tüm toplumda sık görülen bir rahatsızlıktır. Çoğunlukla kronik gastrit görülür.

Ülsere göre daha yüzeysel bir hasar vardır. Fakat daha derinlere geçebilir ve ülser oluşturacak şekilde aşındırma yapabilir. Gastrit, çoğunlukla bakteriyel enfeksiyon sonucu oluşur. Bu enfeksiyon kaynağı helikobakter pyloridir. 3′lü tedavisi sonucu başarılı bir tedavi gerçekleştirilir.

Toplumda sık rastlanan bir mide rahatsızlığıdır. Belirti vermeden de görülebilen bir hastalık olduğundan yaklaşık her iki yetişkinden birinde gastrit vardır.

Op. Dr. Mehmet Çağlan Eroğlu İstanbul Randevu Almak için TIKLAYIN

GASTRİTİN NEDENLERİ

En önemli faktörlerin başında, kronik H. pylori enfeksiyonu gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde en yüksek enfeksiyon oranına sahip hastalık yapan bir bakteridir. Bu bakterinin, çocukluk döneminde alındığı ve vücutta yıllar boyunca barındığı düşünülmektedir.

Beslenme alışkanlığı, gastrit oluşumunda önemli bir faktördür. Kötü beslenme, alkol kullanımı, doğrudan mide yüzeyini tahriş ederek gastrite neden olabilir.

Diğer Sebepler:

Sigara kullanmak, mide üzerinde etkili olan siniri uyararak asit salgısını arttırır. Fazla asit gastrite sebep olur.

Gastrite sebep olan önemli faktörlerden biri de strestir. Stresli kişilerde asit fazla salgılanır. Gastrite yakalanma riski artar.

Bazı ilaçlar mideyi tahrip edebilir. Aspirin gibi asidik ilaçlar, romatizma ilaçları olarak kullanılan ağrı kesiciler, mideye zarar verir. Ayrıca böbrek ve karaciğer yetmezliği, solunum güçlüğü gibni rahatsızlıklar sonucu gastrit gelişebilir.

GASTRİT BELİRTİLERİ

Kronik gastrit, genelde çok az belirti verir ya da belirti vermeden seyreder. Uzun süren mide iltihabı vardır. Karnın üst tarafında ağrı, mide bulantısı, kusma meydana gelebilir. Geğirti, iştah azalması, şişkinlik görülebilir.

Akut gastritte, midede yanma, basınç ve ağrı görülür. Hasta, aç karnına ağrının arttığını belirtebilir. Bulantı ve kusma, kronik gastritte olduğu gibi akut gastritte de vardır. İlaç ve alkol, mide yüzeyinde yaraya neden olur. Bu yaraların kanaması sonucu, mide asidi kanla karışabilir ve kusarken koyu renk bir kan gelir. Yine akut gastritin ağırlaştığı durumlarda dışkı siyahlaşır.

GASTRİT TANISI NASIL KONUR?

Teşhis koymak için endoskopi yöntemi uygulanır. Gastroskop ile hastanın midesi , yemek borusu ve duodenum incelenir. H.pylori için örnek alınır. İstanbulda hemen endoskopi yaptırmak için TIKLAYIN

GASTRİTİN TEDAVİSİ

Gastritin sebepleri arasında bakteri yoksa tedavide, mide asidini azaltıcı ya da asidin etkisini yok edici ilaçlar hastaya verilir. Bu ilaç tedavisiyle birlikte, diyet tedavisi uygulanır. Midenin yüzeyini tahrip etmeyecek yiyeceklerle beslenmek gerekir. Eğer hasta, sigara ya da alkol kullanıyorsa, bunların bırakılması şarttır.

Gereksiz ilaç kullanımı, ağrı kesiciler, aspirin gibi ilaçlar mide asidini arttırır. Hastaya, bu ilaçları kullanmaması tavsiye edilir.

Son yıllarda, gastritin nedenleri arasında H. Pylori adındaki bakterinin olduğu bilinmekte ve bu yüzden bu tedavilerin yanında, bu bakteriyi yok edici 3′lü tedavi uygulanmaktadır.

MİDE RAHATSIZLIKLARINDAN KORUNMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

Doktorlar, az ama sık yemek yemenin daha faydalı olduğunu düşünüyorlar. Fazla yemek yemek, midede yanma hissini arttırır. Mide yedikçe genişleyen bir organdır. Ayrıca, geceleri yemek yerseniz, mide gece boyunca çalışmaya devam eder ve yorulur. Sindirimin gerçekleşmesi için en az 3 saat gerekir. Bu yüzden uyku ve yemek arasında en az bu kadar süre olmasına dikkat edin.

Lokmalarınızın küçük olması, sindirimi kolaylaştırır ve midenin ağırlık hissini azaltır. Çiğnemeden besinleri yutmak sindirimi de zorlaştırır ve şişkinliğe sebep olur.

Çok sıcak ya da çok soğuk besinlerle beslenmek, ayakta ya da hızlı yemek mideye zarar verir. Ilık besinler tercih edilmeli ve yemeğe daha fazla vakit ayırılmalıdır.

Yemekten hemen sonra ağır egzersiz yapmak ya da uzanmak mide sıvısının, yemek borusuna çıkmasına neden olur. Mide sıvısı da asidik olduğundan yemek borusunda hasara neden olabilir.

HANGİ BESİNLER MİDEYE ZARAR VERİR?

Kafeinli içecekler ( kahve, kola, çay ) mideye zarar verir.

Asitli içecekleri, ki portakal suyu da buna dahil, midesi hassas olanların içerken dikkat etmeleri gerekir. Gerekirse bir miktar su katılmalıdır.

Yağlı yiyecekler, (örneğin kızartma) mideyi çok yorar. Hazmetmesi zordur. Çok fazla yememeye özen gösterilmelidir. Ayrıca, soğan da mide asidini arttıran bir besindir. Mide rahatsızlığı olanların fazla yememesi gerekir. Gastritli hastalara, çikolata yemesi pek tavsiye edilmez. Çünkü, çikolatada yağ ve kafein miktarı fazladır. Bunların dışında, alkol kullanmak (özellikle aç karnına) mide yanmasına neden olur.

Reflü hastalığı nedir ? Mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasına gastroözofageal reflü ya da kısaca reflü diyoruz. Bu durum normal/sağlıklı kişilerde de yemeklerden sonra az miktarda olabilmektedir. Ancak, bu durum, kişide şikayete neden olur, kişinin yaşam kalitesini etkiler ise o zaman reflü hastalığından bahsediyoruz.

Reflü hastalığının belirtileri nelerdir ? En sık rastlanan belirti yanmadır. Yanma ile ifade edilen, özellikle yemeklerden sonra midenin üst bölgesinden yukarıya, yemek borusuna doğru olan ağrı-yanma hissidir. Bir diğer önemli belirti ise yiyeceklerin ya da acı, ekşi sıvıların ağza gelmesidir. Bu iki belirtiden herhangi birinin varlığında reflü hastalığı teşhisi konulabilir. Bazen bu şikayetler gece olabilir ve hastayı uykudan uyandırabilir. Ayrıca yutma zorluğu ve ağrılı yutma da reflü hastalığının belirtileri olabilir. Reflü hastalığı için tipik olan bu belirtiler dışında atipik dediğimiz belirtiler de olabilir. Atipik belirtiler tipik belirtiler olmaksızın mevcut ise o zaman teşhis koymak güç olabilir.

Reflü hastalığının atipik belirtileri nelerdir ? Göğüs ağrısı, özellikle sabahları daha belirgin olan ses kısıklığı, kuru-tahriş öksürüğü, boğazda gıcıklanma hissi reflü hastalığının atipik belirtileridir. Ancak, hastalarda bu şikayetlere neden olabilen diğer durumların dışlanması gerekir. Örneğin, göğüs ağrısı olan bir hastada öncelikle kalp hastalıklarının araştırılması, ses kısıklığı, tahriş öksürüğü olan hastalarda KBB muayenesinin yapılmış olması gerekir. Reflü hastalığı astımın nedeni olabilir, özellikle ileri yaşta ortaya çıkan astım hastalığında reflü hastalığı mutlaka araştırılmalıdır.

Reflüyü kolaylaştıran durumlar nelerdir? Yemek alışkanlıkları, fazla kilo, korse takmak, gebelik, bazı ilaçlar, alkol, sigara ve stres sayılabilir. Yemekle ilgili olarak; acele yemek yeme, midenin aşırı doldurulması, yağlı-kızartma yemekler, aşırı salçalı-soslu besinler, kahve, dolu mide ile yatmak reflüyü kolaylaştıran faktörler olarak sayılabilir.

Reflü hastalığında teşhis nasıl konulur ? Hastalığın teşhisi şikayetler ile genelde kolaylıkla konulur. Herhangi bir tetkike gerek olmayabilir. Ancak şikayetler orta yaşın üstünde ortaya çıkmış ise, şikayetler uzun süredir devam ediyor ise, atipik dediğimiz şikayetler var ise, ya da kilo kaybı, yutma zorluğu, ağrılı yutma, kanama, kansızlık gibi ciddi belirtiler mevcutsa bu hastalarda mutlak tetkik gerekir.

Endoskopi nedir? Endoskopi deyimi ile ucunda bir video kamera bulunan yumuşak bir boru şeklindeki aletler ile tüp şeklindeki organların muayenesini anlıyoruz. Reflü hastalığında kullanılan endoskopik muayeneye gastroskopi diyoruz. Gastroskopide yaklaşık 9 mm genişliğinde yumusak bir boru şeklindeki aletle yemek borusu, mide ve duoenum (onikiparmak barsağı) incelenmektedir. Bu inceleme, bu konuda sağlık bakanlığından onaylı uzmanlık belgesi olan, deneyimli bir hekim tarafından yapılmalıdır. Günümüzde teknolojinin verdiği imkanlarla bu muayene yaklaşık 5-6 dakika gibi kısa bir sürede ve hastaya hiçbir rahatsızlık vermeden uygulanabilmektedir. Gastroskopi yapılabilmesi için hastanın en az 6 sattir aç olması yeterlidir. İstanbulda hemen endoskopi yaptırmak için TIKLAYIN

Reflü tedavisi  ne kadar sürer ?

GÖRH kişiden kişiye derecesi değişmekle birlikte genelde yaşam boyu devam edebilen kronik bir hastalıktır. Bu nedenle reflü hastası bunu bilmeli, reflüyü arttıran durumlardan kaçınmalı, mümkün ise basit tedbirler ile şikayetleri kontrol etmeyi öğrenmelidir.

Basit tedbirler nelerdir ?

Birçok hastada basit tedbirler ile ilaç kullanmadan semptomlar kontrol altına alınabilir.

Akşam geç saatte yenilen yiyecekler gece şikayetlerinin olmasına neden olur. Bu nedenle akşam yemek saati ile uyku arasında en az üç saatlik zaman olmalıdır. Yatağın baş tarafının yüksek olması, sol yana yatmak gece şikayetlerini azaltabilir .

Şişmanlık reflüyü kolaylaştıran bir durumdur. Bu nedenle reflü semptomu olan hastaların zayıflaması önerilmektedir. Şişmanlık mide üzerine baskı yaparak reflüyü kolaylaştırmaktadır, aynı şekilde hamilelik te, özellikle son aylarda mide üzerine baskı yaparak reflüye neden olmaktadır.

Miktar olarak fazla yemek yemek midenin gerilmesine ve yiyeceklerin yemek borusuna kaçmasına neden olur. Bu nedenle reflü şikayeti olan hastaların tıka basa yemek yememeleri, sofradan kalktıklarında midelerinde biraz boşluk kalması tavsiye edilir.

Bazı yiyecekler de reflü şikayetini arttırabilir; bunlar alkol (özellikle fermente olanlar), kahve (dekafeine kahve dahil), yağlı yiyecekler, kızartmalar, soslu, mayonezli kremalı besinler, çikolata (özellikle açık renkli olanlar) ve çiğ soğan olarak sayılabilir. Ancak en önemlisi hastanın tespit ettiği şeylerdir. Reflü şikayetleri olan hastalar sigaradan da uzak durmalıdırlar.

Stresinde reflü şikayetlerini arttırdığı son yıllarda kanıtlanmıştır.

Astım ilaçları, antidepressanlar, hormonlar, tansiyon ilaçları, antibiyotikler reflü şikayetlerini arttırabilecek ilaçlardır. Bu nedenle reflü hastasının tedavisinde kullandığı ilaçlar da göz önünde bulundurulmalıdır.

Reflü hastalığında hangi ilaçlar kullanılır ?  Basit tedbirlerin yetersiz olduğu durumlarda antiasid dediğimiz çiğneme tabletler ve şuruplar hastalarda şikayetlerin giderilmesinde yararlıdır. Anlık rahatlama sağlarlar, ancak hastalığa bağlı olarak yemek borusu altında gelişmiş yaraların iyileşmesine etkiler yoktur. Hastalar bu ilaçları sürekli kullanma ihtiyacı hissediyorlarsa, sorun var demektir, hekim kontrolü gerekir. Günümüzde reflü hastalığı tedavisinde kullanılan en etkili ilaçlar proton pompası inhibitörü (PPİ) denilen ilaçlardır. Bu ilaçlar genellikle günde bir kez, sabah, kahvaltıdan yarım saat önce kullanılmaktadır.

Reflü hastalığında ilaç dışı tedavi yöntemleri varmıdır ? Evet. Günümüzde laparaskopi yöntemi ile mide girişinin sıkılaştırılması esasına dayanan cerrahi tedaviler uygulanmaktadır. Fundoplikasyon denilen bu tedavi ile yanma ve ağza su gelmesi şikayetleri %90′a varan oranda engellenebilmektedir.. Ancak bu tedaviyi yapacak hekimin mutlaka bu konuda deneyimi olması gerekir. Ameliyatlar ile çok başarılı sonuçlar alınmakla birlikte hastalarda ameliyat sonrası yutma zorluğu, geğirememe, kusamama  ve aşırı gaz çıkarma gibi şikayetler olabilmektedir. Ayrıca uzun vadede ameliyat olan hastaların bir kısmında tekrar ilaç gereksinimi olabilmektedir. Bu nedenlerle ameliyat kararı, hasta, gastroenterolog ve cerrah tarafından birlikte konulmalıdır. Cerrahi tedaviden yarar görecek hastalar genellikle PPİ tedavisinden yararlanan hastalardır. Hasta PPİ tedavisinden yarar görmüyor ise bu hasta çok büyük olasılıkla, istisnai durumlar dışında cerrahi tedaviden de yarar görmeyecektir. Hasta ilaç tedavisinden yarar görmüyor ise reflü teşhisi doğru olmayabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi teşhisten ve hastanın cerrahi tedaviden yarar göreceğinden emin olmak gerekir. Gerektiğinde ameliyat öncesi hastalarda manometri ve 24 saatlik pH-metre denilen muayene yöntemleri uygulanmalıdır.
Hasta ameliyat sonrası hangi şikayetlerinin geçip, hangilerinin devam edeceğini ya da artabileceğini bilmelidir. Son yıllarda reflü hastalarında ilaç tedavisi ve cerrahi dışında bir tedavi yöntemi olarak endoskopik tedaviler geliştirilmiştir. Bu yöntemlerde amaç cerrahidekine benzer şekilde yemek borusu ile midenin birleştiği alanı sıkılaştırmak ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçışını engellemektir. Ancak bu tedavi yöntemleri yenidir ve uzun süreli sonuçları bilinmemektedir, bu nedenle de her hastaya önerilmemektedir.

Reflü hastalığı kansere neden olur mu?  Teorik olarak evet, ancak pratikte, özellikle ülkemizde seyrek rastladığımız bir durumdur. Uzun süreli reflü yemek borusu alt kısmında hücresel değişikliklere neden olmakta ve yemek borusunun yüzeyi Barrett metaplazisi denilen farklı hücreler ile kaplanmaktadır. Barrett metaplazisi olan hastaların %10’unda uzun yıllar içinde kanser gelişme riski vardır. Ancak, bu riski çok abartmamak gerekir. Barrett metaplazisi olan hastada kanser gelişme şanssızlığı her yıl için %0.5 tir. Endoskopi ve biyopsi ile Barrett teşhisi konulan hastalar, biyopsi sonuçlarına göre belli aralıklarla endoskopik tetkik yaptırır iseler, kanser tam gelişmeden ya da çok erken dönemde yakalanma imkanı vardır.

Reflü hastalığının ülkemizdeki özellikleri nelerdir? Reflü hastalığı ülkemizde de tüm batı toplumlarında olduğu gibi sık rastlanan bir durumdur. Ülkemizde yaşayan kişilerin yaklaşık yarısı bu hastalıkla ilişkili şikayetleri sık veya seyrek olarak yaşamaktadırlar. Yaklaşık olarak beş kişiden birinde ise bu hastalıkla ilgili belirtiler haftada 1-2 kez görülmektedir. Ancak ülkemizde hastalık genelde hafif seyirlidir ve kolay tedavi edilebilmektedir. Kansere ilerleyebilen Barrett metaplazisi ise seyrek görülmektedir.

Proton pompası inhibitörü denilen ilaçlar ne kadar süreyle kullanılabilir, kullanımları güvenli midir ? Bu ilaçları uzun süreli kullanımının güvenli olduğu kabul edilmektedir. Günümüzde bu ilaçların 15 yıl süreyle güvenle kullanılabileceğini biliyoruz. Ancak bunların kullanımı mutlaka hekim bilgisi dahilinde olmalıdır. Teşhisten emin olmadan kesinlikle uzun süreli kullanılmamalıdır. Ayrıca uzun süreli kullanacak hastada mutlaka gastroskopik tetkik yapılmış olmalıdır. Her ilaç kullanımında olduğu gibi bu ilaçlarda etkin ama mümkün olan en düşük dozda kullanılmalıdır.

Şişmanlık reflüyü kolaylaştıran bir durumdur. Bu nedenle reflü semptomu olan hastaların zayıflaması önerilmektedir. Şişmanlık mide üzerine baskı yaparak reflüyü kolaylaştırmaktadır, aynı şekilde hamilelik te, özellikle son aylarda mide üzerine baskı yaparak reflüye neden olmaktadır.

Miktar olarak fazla yemek yemek midenin gerilmesine ve yiyeceklerin yemek borusuna kaçmasına neden olur. Bu nedenle reflü şikayeti olan hastaların tıka basa yemek yememeleri, sofradan kalktıklarında midelerinde biraz boşluk kalması tavsiye edilir.

Bazı yiyecekler de reflü şikayetini arttırabilir; bunlar alkol (özellikle fermente olanlar), kahve (dekafeine kahve dahil), yağlı yiyecekler, kızartmalar, soslu, mayonezli kremalı besinler, çikolata (özellikle açık renkli olanlar) ve çiğ soğan olarak sayılabilir. Ancak en önemlisi hastanın tespit ettiği şeylerdir. Reflü şikayetleri olan hastalar sigaradan da uzak durmalıdırlar.

Stresinde reflü şikayetlerini arttırdığı son yıllarda kanıtlanmıştır.

Astım ilaçları, antidepressanlar, hormonlar, tansiyon ilaçları, antibiyotikler reflü şikayetlerini arttırabilecek ilaçlardır. Bu nedenle reflü hastasının tedavisinde kullandığı ilaçlar da göz önünde bulundurulmalıdır.

Reflü hastalığında hangi ilaçlar kullanılır ?  Basit tedbirlerin yetersiz olduğu durumlarda antiasid dediğimiz çiğneme tabletler ve şuruplar hastalarda şikayetlerin giderilmesinde yararlıdır. Anlık rahatlama sağlarlar, ancak hastalığa bağlı olarak yemek borusu altında gelişmiş yaraların iyileşmesine etkiler yoktur. Hastalar bu ilaçları sürekli kullanma ihtiyacı hissediyorlarsa, sorun var demektir, hekim kontrolü gerekir. Günümüzde reflü hastalığı tedavisinde kullanılan en etkili ilaçlar proton pompası inhibitörü (PPİ) denilen ilaçlardır. Bu ilaçlar genellikle günde bir kez, sabah, kahvaltıdan yarım saat önce kullanılmaktadır.

Reflü hastalığında ilaç dışı tedavi yöntemleri varmıdır ? Evet. Günümüzde laparaskopi yöntemi ile mide girişinin sıkılaştırılması esasına dayanan cerrahi tedaviler uygulanmaktadır. Fundoplikasyon denilen bu tedavi ile yanma ve ağza su gelmesi şikayetleri %90′a varan oranda engellenebilmektedir.. Ancak bu tedaviyi yapacak hekimin mutlaka bu konuda deneyimi olması gerekir. Ameliyatlar ile çok başarılı sonuçlar alınmakla birlikte hastalarda ameliyat sonrası yutma zorluğu, geğirememe, kusamama  ve aşırı gaz çıkarma gibi şikayetler olabilmektedir. Ayrıca uzun vadede ameliyat olan hastaların bir kısmında tekrar ilaç gereksinimi olabilmektedir. Bu nedenlerle ameliyat kararı, hasta, gastroenterolog ve cerrah tarafından birlikte konulmalıdır. Cerrahi tedaviden yarar görecek hastalar genellikle PPİ tedavisinden yararlanan hastalardır. Hasta PPİ tedavisinden yarar görmüyor ise bu hasta çok büyük olasılıkla, istisnai durumlar dışında cerrahi tedaviden de yarar görmeyecektir. Hasta ilaç tedavisinden yarar görmüyor ise reflü teşhisi doğru olmayabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi teşhisten ve hastanın cerrahi tedaviden yarar göreceğinden emin olmak gerekir. Gerektiğinde ameliyat öncesi hastalarda manometri ve 24 saatlik pH-metre denilen muayene yöntemleri uygulanmalıdır.
Hasta ameliyat sonrası hangi şikayetlerinin geçip, hangilerinin devam edeceğini ya da artabileceğini bilmelidir. Son yıllarda reflü hastalarında ilaç tedavisi ve cerrahi dışında bir tedavi yöntemi olarak endoskopik tedaviler geliştirilmiştir. Bu yöntemlerde amaç cerrahidekine benzer şekilde yemek borusu ile midenin birleştiği alanı sıkılaştırmak ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçışını engellemektir. Ancak bu tedavi yöntemleri yenidir ve uzun süreli sonuçları bilinmemektedir, bu nedenle de her hastaya önerilmemektedir.

Reflü hastalığı kansere neden olur mu?  Teorik olarak evet, ancak pratikte, özellikle ülkemizde seyrek rastladığımız bir durumdur. Uzun süreli reflü yemek borusu alt kısmında hücresel değişikliklere neden olmakta ve yemek borusunun yüzeyi Barrett metaplazisi denilen farklı hücreler ile kaplanmaktadır. Barrett metaplazisi olan hastaların %10’unda uzun yıllar içinde kanser gelişme riski vardır. Ancak, bu riski çok abartmamak gerekir. Barrett metaplazisi olan hastada kanser gelişme şanssızlığı her yıl için %0.5 tir. Endoskopi ve biyopsi ile Barrett teşhisi konulan hastalar, biyopsi sonuçlarına göre belli aralıklarla endoskopik tetkik yaptırır iseler, kanser tam gelişmeden ya da çok erken dönemde yakalanma imkanı vardır.

Reflü hastalığının ülkemizdeki özellikleri nelerdir? Reflü hastalığı ülkemizde de tüm batı toplumlarında olduğu gibi sık rastlanan bir durumdur. Ülkemizde yaşayan kişilerin yaklaşık yarısı bu hastalıkla ilişkili şikayetleri sık veya seyrek olarak yaşamaktadırlar. Yaklaşık olarak beş kişiden birinde ise bu hastalıkla ilgili belirtiler haftada 1-2 kez görülmektedir. Ancak ülkemizde hastalık genelde hafif seyirlidir ve kolay tedavi edilebilmektedir. Kansere ilerleyebilen Barrett metaplazisi ise seyrek görülmektedir.

Proton pompası inhibitörü denilen ilaçlar ne kadar süreyle kullanılabilir, kullanımları güvenli midir ? Bu ilaçları uzun süreli kullanımının güvenli olduğu kabul edilmektedir. Günümüzde bu ilaçların 15 yıl süreyle güvenle kullanılabileceğini biliyoruz. Ancak bunların kullanımı mutlaka hekim bilgisi dahilinde olmalıdır. Teşhisten emin olmadan kesinlikle uzun süreli kullanılmamalıdır. Ayrıca uzun süreli kullanacak hastada mutlaka gastroskopik tetkik yapılmış olmalıdır. Her ilaç kullanımında olduğu gibi bu ilaçlarda etkin ama mümkün olan en düşük dozda kullanılmalıdır.

Op. Dr. Mehmet Çağlan Eroğlu İstanbul Randevu Almak için TIKLAYIN

Haberde Neyi Aradılar:

31 Mart 2013 Pazar, 02:42

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

GÜNÜN MANŞETLERİ